29 Ocak 2015 Perşembe

Habsburg Hanedanlığı'nın Şehri : Viyana

Viyana 
Bratislava'ya 1 saat mesafede bulunan Avusturya'nın başkenti Viyana'da 3 gün kaldık. Avusturya'nın en kalabalık şehri olan Viyana kozmopolit ve kalabalık bir şehir. Sırtçantalı ve genç gezginlere yönelik hostel seçeneklerinden Hostel Hütteldorf u seçtik biz . 4 kişilik odada 10-14 € 'ydu. (Kahvaltı dahil) İlk indiğimiz yerde ne bir Tourist Information vardı ne de herhangi bir yön gösterici . Osman'ın telefonundan ücretli olarak internetten hostelin yerine baktık. Daha sonra biraz yürüyerek yüksek bir yerde kurulu olan hostelimize vardık. Normalde 8 kişilik oda ayırtmıştık fakat 4 kişilikler uygun olunca o odayı verdiler bize. Kaldığımız odada yaşlı bir amca vardı, İngilizce bilmiyordu. Almandı. Çat pat anlaşabildik :)  Çalışmaya geliyormuş haftada bir gelince de hostelde kalıyormuş.
Kahvaltı fena değildi , Avrupa'da gezerken kaldığımız bir çok hostel gibi açık büfe mısır gevrekleri,süt,kahve,tatlı kurabiyeler,kaşar  ve salam sucuk ürünleri vardı. Hostel çok güzeldi yani yeşil  etraf gençlerle dolu bizim odaya yaşlı amca denk gelse de:)  Hostelin konumuı da U4 Ubahna yakındı, yürüme mesafesinde. Temiz ve konaklanabilir bir hosteldi. Şimdi gelelim gezilecek yerlere .Akşam her zaman yaptığımız gibi bilinçsizce çıktık dolaştık . En ünlü caddesi Graben ve Kartnerstrasse . Strasse Almancada cadde demek.Graben akşam renkli ,ışıklı ve canlı. Caddede ilerlerken karşınıza büyük bir sütun çıkıyor. Avrupayı kasıp kavuran Büyük Veba Salgını  (Detaylı bilgi için yıklayınız) Viyana'yı terk ettiğinde 1. Leopold tarafından yaptırılyor.1693 yılında tamamlanan bu sütun barok tarzda.
Veba Sütunu
Gece çekmeyi unuttuğumuz için ertesi gün çekilen fotoğraf :)  Bu cadde üzerinde çeşitli kafeler, hediyelik eşya satan yerler, ünlü mağazalar ve kocaman bir kalabalık var.Yanınızdan geçen birçok kişinin Türkçe konuştuğunu duyabilirsiniz :)  Bu cadde üzerinden Stephanplatz Ubahna doğru yürürseniz Karnetstrasseyle kesişir 1365 yılında Gotik yapıda en Viyana'da en önemli yapılardan biri olan Stephansdom u göreceksiniz.(aziz stephan katedrali genel bilgi) Burda olmayan bazı bilgiler şunlardır. Bu katedral aynı zamanda İtalyan besteci Antonio Vivaldinin cenazesinin yapıldığı katedraldir. Aziz Stephen Katedrali 107.2 metre uzunluğunda ve 34.2 metre genişliğindedir. dört kulesi vardır. Bunların en yüksek 136,44 metre güney kulesidir.  Burada toplam 13 çan asılı. Ancak, Aziz Stephan Katedrali'nin en bilinen çanı, Pummerin, 68.3 metrelik kuzey kulesinde yer almaktadır. Lafı çok uzatmak istemiyorum ama çatısı da muhteşem bir görüntüye sahip :) 
Aziz Stephan Katedrali


 Gece ilerleyince hostelimize döndük. Ertesi gün planımızda Schonbrunn Sarayı'ydı. Schonbrunn'e gitmek için U-bahn'a(U4) binip  Schonbrunn durağında indik. Easter haftası olduğu için bahçede büyük süslü yumurtalar ve stantlar kuruluyordu. 
Schonbrunn Sarayı Bahçesi
Girdikten sonra sesli rehberimizle birlikte aldığımız biletlerin zamanını gelmesini bekliyor ve ardından içeri giriyoruz. Schönbrunn Viyana'daki kraliyet sarayı. Maria Theresa tarafından tamamlanan bina ve muhteşem bahçesi bugün bir çok turist için cazibe noktası. Bir çok saray gibi elbette ihtişamlı süslemelere ve mobilyalara sahip. Saray içindeki gezimiz bitince arkadaki çeşme ve ardındaki Gloriette'ye doğru yürümeye başladık. Saray içinde yürümekten daha keyifli ve harika bir manzaraya sahip.




Buradan sonraki durağımız  Wiener Staatsoper.Ünlü opera, dünyanın operra merkezi Mozart'dan bir parça...

Mozart,Schubert gibi ünlü sanatçıların isimleri duvarda yer alırken Opera ve Ballet diye 2 rölyef de biri sağda biri solda olmak üzere konumlanmış. Heyecanla geziyi beklerken bir kaç opera kıyafeti denemeye karar verdik :)



Rehberimiz anlatmay başlıyor,büyüleyici... Merakla beklediğim büyük gösteri salonuna girdikten sonra opera , klasik müzik gözümde daha yüceliyor ve hayranlıkla salonu seyrederken rehberimizi dinliyoruz. Oturduğumuz koltukların hepsinin önünde birden çok dil seçeneğiyle izlenebilen operanın olması oldukça güzel bir çalışma. İhtişammlı salondan bir görüntü.


Daha sonra kulisi gezdik,işin mutfağını yani :) . Bir de her yıl bir kez yapılan Opernball için bütün bu koltuklar  yerinden sökülüp büyük bir salon haline getiriliyormuş,harika :) Günün birinde gelip izlemek dileğiyle ...


Daha uzun bir yazı olmaması adına ilk bölümünü bu şekilde yayımlıyorum,gelecek bölümde ise Lunapark, Hundertwasser yapıları olacak.İyi okumalar :)


7 Ocak 2015 Çarşamba

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ


Öncelikle Osman Hamdi Bey’e yapmış olduğu kazı çalımaları ve bu müzeye getirdiği çok önemli eserlerden dolayı teşekkür ederim. Müzenin her parçasını ve bölümünü sindire sindire gezmek için çok daha fazla vakit ayırılmalıdır. Giriş için İş Bankası Maximum kredi kartımı kullanarak ücretsiz gezdim. Eski yazılara bakarken, lahitleri ve bir çok tarihi yapıyı gezerken tarihi yaşar gibi oldum.
İsminin çoğul olarak kullanılmasının nedeni, idaresi altında Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak üzere üç ayrı müzeyi bulundurmasıdır.

ESKİ ŞARK ESERLERİ MÜZESİ

Sümerlerden kalan bir evlilik cüzdanı, nişanı bozan bir erkek hakkında alınmış bir mahkeme kararı, bir cinayetle ilgili mahkeme kararı, hatta sümer döneminden iş mektupları…
Atasözleri kitabı, Hammurabi yasası
Eski şark eserleri müzesi, 1883 yılında osman hamdi bey tarafından güzel sanatlar okulu (eski adı sanayi-i nefise mektebi) olarak yaptırılmış, 1917-1919 ve 1932-1935 yıllarında müze olarak düzenlenmiştir. İslamiyet Öncesi Arabistan Eserleri, Mısır Eserleri, Mezopotamya Eserleri, Anadolu Eserleri, Urartu Eserleri ve Çivi Yazılı Belgeler bölümlerinden oluşan Eski Şark Eserleri Müzesi'nde anlatım bölgesel bir sınıflama ile yapılmış; Arabistan Yarımadası, Mısır, Mezopotamya ve Anadolu kültürleri kendi tarihi gelişimleri içinde sunulmuştur.Kadeş Anlaşması, İştar Kapısı gibi eşsiz eserlerin yanında 75.000 tane çivi yazılı belgenin bulunduğu Tablet Arşivi de bu bölümde yer alır.
Hitit Kralı III. Hattuşili ve Mısır Firavunu II. Ramses arasında yapılan, dili Akadça olan tarihin bilinen ilk barış antlaşması Kadeş Antlaşması(M.Ö 13.yy)

MISIR MEZAR BULUNTULARI  
Eski Mısırda ruhun ölümle vücudu terk edip daha sonra geri döndüğüne inanılırdı. Ölümden sonra yaşam inancı çok yaygın ve yerleşmiş bir gelenek olduğu için mezar buluntuları günümüze kalan Mısır eserlerinin arasında önemli yer tutarlar. İnanca göre ölümden sonra süregelen yaşam ancak vücudun varlığı ile olağandır. Bu yüzden ölüleri sosyal durumlarına göre ya piramit, mastaba, kaya mezarı gibi anıtsal mezarlara ya da kum içine kazılmış basit çukurlara gömmüşlerdir. Mumyalama işleminden önce çıkarılan iç organlar, mumyalanarak 'kanop' adı verilen vazolara tek tek yerleştirilirdi. Bu vazoların kapakları ölülerin koruyucusu olan dört tanrının başı şeklindeydi. İnsan başlı Amset'in vazosunda mide, maymun başlı Hapi'nin vazosunda akciğerler ve şahin başlı Horus'un vazosunda karaciğer saklanırdı.
Mısır mezar buluntuları , Mısır mumyaları , iç organları
İŞKAR KAPISI : Pişmiş toprak, sırlı ve kabartmalı tuğlaların birleştirilmesinden oluşan, boğa ve ejder kabartmaları, Yeni Babil Devleti'nin başkenti Babil'in iç ve dış sur duvarlarını birleştiren Tanrıça İştar adına yaptırılmış olan anıtsal çifte kapıya aittir. Kapının duvarları, Tanrı Adad'ın kutsal hayvanı boğa ve Babil'in baş tanrısı Marduk'un kutsal hayvanı ejder 'Muşuşu'nun kabartmaları ile süslenmiştir. Tanrıça İştar'ın kutsal hayvanı olan aslan kabartmaları ise Babil'deki tören yolunun iki yanını süslemekteydi.
İşkar kapısı
ARKEOLOJİ MÜZESİ

Arkeoloji Müzesi 13 Haziran 1891'deki açılışından itibaren hızlı bir şekilde koleksiyonunu genişletmiştir. Şu anda Arkeoloji Müzesi giriş kat salonlarında; sağ tarafta Arkaik Dönem'den Roma Dönemi'ne Antik Çağ heykellerini, sol tarafta ise Sidon Kral Nekropolü'nden gelen İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Tabnit Lahdi gibi dünyaca ünlü eşsiz eserleri görmek mümkündür.

İskender Lahdi ve Sidon Kralı
İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde bulunan en önemli eser kabul edilmektedir. 1887 yılında Sidon kentinin krallar mezarlığında bulunmuştur. er ne kadar İskender Lahdi olarak anılsa da aslında İskender'e ait değildir. Sidon Kralı Abdalonymos'a ait olduğu düşünülmektedir(üzerindeki işlemelerden dolayı). Osman Hamdi Bey’in bu müzeye ve Türkiye’ye en önemli kazanımlarından biridir. Binbir zorluklarla da olsa getirmeyi başarabilmiştir. maalesef mezar soyguncularının hışmına uğramış, taş heykellerin ellerinde tuttukları gümüş ve altın silahlar çalınmıştır.
Sidon Kralı Tabnit’in bir de lahdi bulunmaktadır ve bu lahitin üzerinde şunlar yazmaktadır : “Ben Astarte rahibi ve Saydalılar kralı Tabnit bu lahit içine gömülüyorum. Ey benim mezarımı bulan kimse her kim olursan ol benim lahitimi açma ve benim huzurumu bozma. Çünkü yanımda ne gümüş, ne altın ne de define vardır. Bu lahit’de yalnızca yatmaktayım. Bana mezar olan bu lahiti açma, bu türlü hareket Astarte’ye karşı büyük bir hakarettir. Eğer benim tebbihimi tutmaz, aksine mezar odamı açar ve benim huzurumu kaçıracak olursan, yaşayan insanlar arasında ve güneş altında nesilden ve neshepten mahrum kal ve ölüler arasında yatacak yer bulma”

ÇİNİLİ KÖŞK MÜZESİ

Çinili Köşk Müzesi koleksiyonlarında 11.- 20.yüzyıl başlarına tarihlenen Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2000 civarında eser bulunmaktadır. Müze'nin koleksiyonlarını 1981 yılında konum olarak yakınlığı nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü'ne bağlandığında mevcut olan eserler ile arkeolojik kazılarda bulunan, satın alma, bağış ve müsadere yoluyla giren eserler oluşturmaktadır. Bu koleksiyonlardan seçilen çini ve seramikler; girişin solundaki odada Selçuklu Dönemi, sol taraftaki dışa açılan eyvanda Slip teknikli ve Milet işi, orta salon ile birlikte beş köşeli çıkıntılı odada İznik yapımı, Gülhane Parkı'na bakan sağ köşe odada Kütahya yapımı ve dışa açılan sağ eyvanda ise Çanakkale yapımı eserler olmak üzere girişin solundan başlayarak devam eden bir yerleşim düzeni içinde sergilenmektedir. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in av köşkü olarak bilinmektedir.

Aşağıdaki resimde Ab-ı Hayat çeşmesi görülmektedir. Süslemelerde kalem işi tekniği ile altın yaldız kullanılmıştır. Çeşmenin karşısındaki nişe ise 2004 yılında başlayan son düzenlemelerde, Osman Hamdi Bey'in yaptığı, 1904 tarihli "Ab-ı Hayat Çeşmesi" adını taşıyan yağlıboya tablonun bir kopyası konulmuştur. Bu tabloyu Osman Hamdi Bey, çeşmenin yanında durarak çektirdiği fotoğrafından yapmıştır.
Ab-ı Hayat Çeşmesi ve Osman Hamdi Bey’in tablosu
Çini Müzesinden kareler
Sonuç olarak çok fazla sergilenecek eserler vardı fakat bilgilendirme kartları az, arkeoloji müzesindeki çoğu eser sanki rasgele yayılmıştı. Avrupa’da gezdiğim müzeler daha farklıydı. Müzecilik anlayışımız elimizdeki bu kadar imkanla daha ileride olmalı diye düşünüyor, Osman Hamdi Bey’e yeniden teşekkür ediyorum.

6 Ocak 2015 Salı

Topkapı Sarayı

Bugün Türkiyeden bir yazı koymak istiyorum. 3 kez ziyaret ettiğim Topkapı Sarayını yazmak istedim bloguma. 
Fatih Sultan Mehmed’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra 1460 yıllarında yapımına başlanan ve 1478 yılında tamamlanan Saray; Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki tarihi İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda bulunan Doğu Roma akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmed’den itibaren otuzbirinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmıştır. 19.yüzyılın ortalarında hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile terkedilmiş olmasına rağmen önemini her zaman korumuştur.
Saraya ilk giriş Saltanat Kapısındandır(Bab-ı Humayun). I.Avlu olan bu meydanda Aya İrini kilisesi vardır . Birçok sanat etkinliğine ev sahipliği yapan kilisenin en belirgin özelliği camiye çevrilmemesi ve günümüze kadar değişiklik olmadan gelen Bizans Müzesidir.
II. Avluya çıkmak için Bâb-üs Selâm(orta kapı)’dan geçtiğimizde sağda saray mutfağı olan Matbah-ı Amire solda Divan-ı Hümayun yani devlet işlerinin görüşüldüğü yer çıkıyor karşımıza. 2009’daki ziyaretim sırasında mutfaklar restorasyon nedeniyle açık değildi ama rehberimiz mutfaklarla ilgili bir çok bilgi vermişti. Zehirli yemek konulduğunda rengi koyulaşan yeşil tabaklar ve çin seramiklerinden bahsetmişti. Bugün Seladon denilen çin yapımı yeşil tabakları görebilmiştim. Ve zarif işçiliklerle bezenmiş mücevherli kapları..
Seladon porselenler ve mücevherli kap

Günde yaklaşık olarak 4000 kişiye yemek hazırlayan, özel günlerde 10.000 yeniçeriye çorba-pilav-zerde pişiren bu hizmetlerin sayısı zaman zaman değişmesine rağmen 18. yüzyılda 500 kadardı. Bunlara ek olarak 400 kadar Helvacı tatlı yiyecekler (helva, macun, şerbet vb.) hazırlardı.
Divan-ı Hümayun’un bulunduğu II. Avlu, devlet ve saray düzeninin yönetim etkinlikleriyle ilgili yapılarının yer aldığı bir avlu olarak tasarlanmış. Divan ve Adalet Meydanı olarak da bilinen bu alan, ayrıca padişahların tahta çıkış ve cenaze törenlerinin yapıldığı yer olarak da kullanılmış. Buradaki Kubbealtı, Divan-ı Hümâyûn’un ana toplantı yeri olmuş. Adalet kasrına bitişik olan duvarında, padişahın divan çalışmalarını demir parmaklıklar ardından izlediği pencere (Kafes-i Müşebbek) bulunuyor. Divan toplantılarını veziriazam yönetir; padişah bu kafesin ardından izlerdi.


                       Padişahların görüşmeleri izledikleri pencere ve kafesi

Divan Meydanı’ndan ilerleyince padişah dairelerinin ve Enderun’un yer aldığı III. Avlu’ya geçişi sağlayan sarayın en önemli kapısı Bâb-üs Saade (Saadet Kapısı ya da Ak Ağalar Kapısı) karşımıza çıkıyor. II. Avlu, Enderun Avlusudur. Padişahın yaşamı için gerekli yapılar ile Enderûn teşkilatının gerektirdiği koğuşlar bulunurdu. Bâb-üs Saade kapısının tam karşısında Arz Odası vardır. Padişahın yabancı devlet elçilerini kabul ettiği ve devlet erkanı ile toplantılar yaptığı alan, restorasyonlardan sonra ziyarete açılmıştır. Ayrıca, veziriazam’ın divan toplantıları sonrası padişaha gündemi arz ettiği yerdir.
Arz odası

HAS ODA VE KUTSAL EMANETLER

Burada fotoğraf çekmek yasak olduğu için fotoğraf koymuyorum. Şadırvanlı Sofa’dan girişte sağdaki ilk oda, padişahın Arz Ağaları ile görüştüğü, onların padişaha arzlarını sundukları yer olan Arzhane’dir. Köşedeki ikinci oda ise saltanat tahtının bulunduğu ve yapının en önemli mekânı olan Taht Odası / Has Oda’dır. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sonrasında beraberinde getirdiği Hırka-ı Saadet’in korunması için bu odayı seçmiş ve Has Oda teşkilâtında değişiklikler yapmıştır. 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar burada kalan Padişahlar, imparatorluğun sonuna kadar cülus töreninden önce burada tahta oturmuşlar, her yıl ramazan ayının 14. ve 15. günlerinde resmî devlet törenleriyle Hırka-i Saadet’i ziyaret etmişlerdir. Has Oda Dairesi, içinde muhafaza edilen Hırka-i Saadet’in hürmetine, bütün padişahlar tarafından ihtimamla onarılmış, hemen her padişah kendi döneminde bu mekânın ihyasına gayret etmiştir. Has Oda, günümüze ulaşmış haliyle sarayda 16. yüzyıl sonlarında padişah mekânlarında uygulanan en özgün çini tasarımına sahiptir.
Kutsal emanetlerde çeşitli kabe anahtarları, Hz. Musa’nın asası , sakal-ı şerif ve kılıçlar bulunuyordu.

HAZİNE ODALARI

Kaşıkçı Elması, zümrüt ve yakut taşlar, alınan nişanlar,göz kamaştıran yüzlerce taş… Görkemli ve ihtişamlı saltanat süren Osmanlı’nın değerli hazine odasında kendilerine hayran eden birbirinden değerli eserler bulunmakta. Yine fotoğraf çekimi yasak olduğu için birkaç fotoğrafı internetten koyacağım. 
86 karatlık Kaşıkçı Elması

En özel parçalardan biri : KAŞIKÇI ELMASI 1699 yılında İstanbulda Eğrikapı çöplüğünde dolaşan baldırı çıplak takımından bir adam yuvarlak taş bulur.Bir yaymacı kaşıkçıya giderek üç tahta kaşığa değişir. Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçaya satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca beriki sus payı ister. Aralarında kavga çıkar. Mesele Kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır. Fakat bu sefer de olayı sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken, mesele Padişaha akseder. Dördüncü Mehmet bir Hattı Hümayun ile elması Sarayı Hümayuna getirtir ve Saray elmas tıraşına verilir. Eğrikapı çöplüğünde bulunan taş işlenince meydana 86 kratlık nadide bir elmas çıkar. Kuyumcubaşıya Kapıcıbaşılık rütbesiyle bir kese bahşiş ihsan olunur. Kaşıkçı Elması 86 karattır ve dünyada çok bilinen 22 elmas arasındadır. Topkapı Sarayı müzesinde sergilenmektedir. Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden "kaşıkçı elması" denildiği hakkında muhtelif hikayeler varsa da, bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir.
IV. Murat’ın fetihlerin anısına yaptırdığı birbirine benzeyen Revan Köşkü (1635) ve Bağdat Köşkü (1639) IV.Avludadır.

REVAN KÖŞKÜ: Sultan IV. Murad’ın (1623–1640) Revan’ı fethetmesinin anısı için 1635’te yapılan köşk, Sofa-i Hümayûn’da Fatih Sultan Mehmed (1451–1481) döneminden beri var olan havuzun küçültülmesi ile kazanılan alanda yapılmıştır. Dönemin mimarbaşı olan Koca Kasım Ağa’nın yaptığı düşünülen, sekizgen plan şemasına sahip köşk, üç eyvanlıdır. Lale Bahçesi'ne bakan doğu cephesindeki iki eyvan arasında yer alan kameriyenin tavanında Kaside-i Bürde’den bazı beyitler yer almaktadır. 1733 yılında Sultan I. Mahmud (1730–1754) köşkün ahşap dolapları içinde, Has Odalılar için son derece değerli ve tarih kitapları ağırlıklı bir vakıf kitaplık oluşturmuştur. Sultan III. Osman (1754–57) ve Sultan III. Mustafa (1757–1774) tarafından geliştirilen bu vakıf kitaplık, Saray müze olduktan sonra Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dâhil olmuştur.
Padişahların da katıldığı Hırka-i Saadet Dairesi'nin pars adı verilen temizliği sırasında Kutsal Emanetler Revan Köşkü'nde muhafaza edilirdi. Bazı kaynaklarda bu köşk Sarık Odası olarak da geçer.
BAĞDAT KÖŞKÜ: Sultan IV. Murad’ın (1623-1640) Bağdad fethi anısına yaptırılan köşk, mermer terasın ucunda, daha önce burada var olan bir kule köşkün yerine, 1639 yılında muhtemelen Mimar Koca Kasım tarafından yaptırılmıştır. Köşkü çepeçevre saran kuşak yazıdaki ayetler, sarayın meşhur hattatlarından Tophaneli Enderunî Mahmud Çelebi tarafından mavi zemin üzerine beyaz celî sülüs hatla yazılmıştır. Kitabesiz olan köşkün kapısı üzerindeki Farsça beyit Kelime-i Tevhidi de içermektedir. Köşkün, sedef, bağa ve fildişi oymalı ahşap kapaklı dolaplarına, Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) ve Sultan III. Selim (1789-1807) tarafından vakfedilen kitaplar yerleştirilmiştir. Bağdad Köşkü kitaplığı da, Saray müzeye dönüştürüldükten sonra Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşkün arkasındaki küçük oda kahve ocağı olarak kullanılmıştır.
SÜNNET ODASI: Saray’ın Galata’ya bakan en gösterişli cephesinde yer alan yazlık köşkün, Kanunî Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) yapıldığı düşünülmektedir. Padişahın yazlık odası olarak tasarlanmış bu saray köşkünün, Sünnet Odası olarak anılmasının sebebi, Sultan III. Ahmed’in ( 1703–1730) şehzadelerinin sünneti sırasında bu köşkün kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
İFTARİYE KAMERİYESİ :Sultan İbrahim (1640–1648) döneminde yapılmıştır. Kameriye şeklinde olan tombak köşk, çıkıntı yapan konumuyla mermerlikten ayrılmış, alttaki bahçeler ile Haliç ve Galata’ya hâkim bir konuma getirilmiştir.Ramazan aylarında padişahların burada iftar ettiği düşünülür. Bu nedenle İftariye adını almış olmalıdır. Yaz aylarına rastlayan bayram törenlerinde padişahların Enderûnluların bayram tebriklerini burada kabul ettiği ve aşağı bahçede yapılan spor gösterilerini seyrettiği kaynaklardan anlaşılmaktadır