6 Ocak 2015 Salı

Topkapı Sarayı

Bugün Türkiyeden bir yazı koymak istiyorum. 3 kez ziyaret ettiğim Topkapı Sarayını yazmak istedim bloguma. 
Fatih Sultan Mehmed’in 1453 yılında İstanbul’u fethetmesinden sonra 1460 yıllarında yapımına başlanan ve 1478 yılında tamamlanan Saray; Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki tarihi İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda bulunan Doğu Roma akropolü üzerindeki 700.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmed’den itibaren otuzbirinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar yaklaşık dört yüz yıl süreyle imparatorluğun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmıştır. 19.yüzyılın ortalarında hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile terkedilmiş olmasına rağmen önemini her zaman korumuştur.
Saraya ilk giriş Saltanat Kapısındandır(Bab-ı Humayun). I.Avlu olan bu meydanda Aya İrini kilisesi vardır . Birçok sanat etkinliğine ev sahipliği yapan kilisenin en belirgin özelliği camiye çevrilmemesi ve günümüze kadar değişiklik olmadan gelen Bizans Müzesidir.
II. Avluya çıkmak için Bâb-üs Selâm(orta kapı)’dan geçtiğimizde sağda saray mutfağı olan Matbah-ı Amire solda Divan-ı Hümayun yani devlet işlerinin görüşüldüğü yer çıkıyor karşımıza. 2009’daki ziyaretim sırasında mutfaklar restorasyon nedeniyle açık değildi ama rehberimiz mutfaklarla ilgili bir çok bilgi vermişti. Zehirli yemek konulduğunda rengi koyulaşan yeşil tabaklar ve çin seramiklerinden bahsetmişti. Bugün Seladon denilen çin yapımı yeşil tabakları görebilmiştim. Ve zarif işçiliklerle bezenmiş mücevherli kapları..
Seladon porselenler ve mücevherli kap

Günde yaklaşık olarak 4000 kişiye yemek hazırlayan, özel günlerde 10.000 yeniçeriye çorba-pilav-zerde pişiren bu hizmetlerin sayısı zaman zaman değişmesine rağmen 18. yüzyılda 500 kadardı. Bunlara ek olarak 400 kadar Helvacı tatlı yiyecekler (helva, macun, şerbet vb.) hazırlardı.
Divan-ı Hümayun’un bulunduğu II. Avlu, devlet ve saray düzeninin yönetim etkinlikleriyle ilgili yapılarının yer aldığı bir avlu olarak tasarlanmış. Divan ve Adalet Meydanı olarak da bilinen bu alan, ayrıca padişahların tahta çıkış ve cenaze törenlerinin yapıldığı yer olarak da kullanılmış. Buradaki Kubbealtı, Divan-ı Hümâyûn’un ana toplantı yeri olmuş. Adalet kasrına bitişik olan duvarında, padişahın divan çalışmalarını demir parmaklıklar ardından izlediği pencere (Kafes-i Müşebbek) bulunuyor. Divan toplantılarını veziriazam yönetir; padişah bu kafesin ardından izlerdi.


                       Padişahların görüşmeleri izledikleri pencere ve kafesi

Divan Meydanı’ndan ilerleyince padişah dairelerinin ve Enderun’un yer aldığı III. Avlu’ya geçişi sağlayan sarayın en önemli kapısı Bâb-üs Saade (Saadet Kapısı ya da Ak Ağalar Kapısı) karşımıza çıkıyor. II. Avlu, Enderun Avlusudur. Padişahın yaşamı için gerekli yapılar ile Enderûn teşkilatının gerektirdiği koğuşlar bulunurdu. Bâb-üs Saade kapısının tam karşısında Arz Odası vardır. Padişahın yabancı devlet elçilerini kabul ettiği ve devlet erkanı ile toplantılar yaptığı alan, restorasyonlardan sonra ziyarete açılmıştır. Ayrıca, veziriazam’ın divan toplantıları sonrası padişaha gündemi arz ettiği yerdir.
Arz odası

HAS ODA VE KUTSAL EMANETLER

Burada fotoğraf çekmek yasak olduğu için fotoğraf koymuyorum. Şadırvanlı Sofa’dan girişte sağdaki ilk oda, padişahın Arz Ağaları ile görüştüğü, onların padişaha arzlarını sundukları yer olan Arzhane’dir. Köşedeki ikinci oda ise saltanat tahtının bulunduğu ve yapının en önemli mekânı olan Taht Odası / Has Oda’dır. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sonrasında beraberinde getirdiği Hırka-ı Saadet’in korunması için bu odayı seçmiş ve Has Oda teşkilâtında değişiklikler yapmıştır. 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar burada kalan Padişahlar, imparatorluğun sonuna kadar cülus töreninden önce burada tahta oturmuşlar, her yıl ramazan ayının 14. ve 15. günlerinde resmî devlet törenleriyle Hırka-i Saadet’i ziyaret etmişlerdir. Has Oda Dairesi, içinde muhafaza edilen Hırka-i Saadet’in hürmetine, bütün padişahlar tarafından ihtimamla onarılmış, hemen her padişah kendi döneminde bu mekânın ihyasına gayret etmiştir. Has Oda, günümüze ulaşmış haliyle sarayda 16. yüzyıl sonlarında padişah mekânlarında uygulanan en özgün çini tasarımına sahiptir.
Kutsal emanetlerde çeşitli kabe anahtarları, Hz. Musa’nın asası , sakal-ı şerif ve kılıçlar bulunuyordu.

HAZİNE ODALARI

Kaşıkçı Elması, zümrüt ve yakut taşlar, alınan nişanlar,göz kamaştıran yüzlerce taş… Görkemli ve ihtişamlı saltanat süren Osmanlı’nın değerli hazine odasında kendilerine hayran eden birbirinden değerli eserler bulunmakta. Yine fotoğraf çekimi yasak olduğu için birkaç fotoğrafı internetten koyacağım. 
86 karatlık Kaşıkçı Elması

En özel parçalardan biri : KAŞIKÇI ELMASI 1699 yılında İstanbulda Eğrikapı çöplüğünde dolaşan baldırı çıplak takımından bir adam yuvarlak taş bulur.Bir yaymacı kaşıkçıya giderek üç tahta kaşığa değişir. Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçaya satar. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca beriki sus payı ister. Aralarında kavga çıkar. Mesele Kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır. Fakat bu sefer de olayı sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken, mesele Padişaha akseder. Dördüncü Mehmet bir Hattı Hümayun ile elması Sarayı Hümayuna getirtir ve Saray elmas tıraşına verilir. Eğrikapı çöplüğünde bulunan taş işlenince meydana 86 kratlık nadide bir elmas çıkar. Kuyumcubaşıya Kapıcıbaşılık rütbesiyle bir kese bahşiş ihsan olunur. Kaşıkçı Elması 86 karattır ve dünyada çok bilinen 22 elmas arasındadır. Topkapı Sarayı müzesinde sergilenmektedir. Topkapı müzesindeki ünlü elmasa neden "kaşıkçı elması" denildiği hakkında muhtelif hikayeler varsa da, bunların doğru olanı, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir.
IV. Murat’ın fetihlerin anısına yaptırdığı birbirine benzeyen Revan Köşkü (1635) ve Bağdat Köşkü (1639) IV.Avludadır.

REVAN KÖŞKÜ: Sultan IV. Murad’ın (1623–1640) Revan’ı fethetmesinin anısı için 1635’te yapılan köşk, Sofa-i Hümayûn’da Fatih Sultan Mehmed (1451–1481) döneminden beri var olan havuzun küçültülmesi ile kazanılan alanda yapılmıştır. Dönemin mimarbaşı olan Koca Kasım Ağa’nın yaptığı düşünülen, sekizgen plan şemasına sahip köşk, üç eyvanlıdır. Lale Bahçesi'ne bakan doğu cephesindeki iki eyvan arasında yer alan kameriyenin tavanında Kaside-i Bürde’den bazı beyitler yer almaktadır. 1733 yılında Sultan I. Mahmud (1730–1754) köşkün ahşap dolapları içinde, Has Odalılar için son derece değerli ve tarih kitapları ağırlıklı bir vakıf kitaplık oluşturmuştur. Sultan III. Osman (1754–57) ve Sultan III. Mustafa (1757–1774) tarafından geliştirilen bu vakıf kitaplık, Saray müze olduktan sonra Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dâhil olmuştur.
Padişahların da katıldığı Hırka-i Saadet Dairesi'nin pars adı verilen temizliği sırasında Kutsal Emanetler Revan Köşkü'nde muhafaza edilirdi. Bazı kaynaklarda bu köşk Sarık Odası olarak da geçer.
BAĞDAT KÖŞKÜ: Sultan IV. Murad’ın (1623-1640) Bağdad fethi anısına yaptırılan köşk, mermer terasın ucunda, daha önce burada var olan bir kule köşkün yerine, 1639 yılında muhtemelen Mimar Koca Kasım tarafından yaptırılmıştır. Köşkü çepeçevre saran kuşak yazıdaki ayetler, sarayın meşhur hattatlarından Tophaneli Enderunî Mahmud Çelebi tarafından mavi zemin üzerine beyaz celî sülüs hatla yazılmıştır. Kitabesiz olan köşkün kapısı üzerindeki Farsça beyit Kelime-i Tevhidi de içermektedir. Köşkün, sedef, bağa ve fildişi oymalı ahşap kapaklı dolaplarına, Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) ve Sultan III. Selim (1789-1807) tarafından vakfedilen kitaplar yerleştirilmiştir. Bağdad Köşkü kitaplığı da, Saray müzeye dönüştürüldükten sonra Saray Kütüphanesi koleksiyonuna dahil olmuştur. Köşkün arkasındaki küçük oda kahve ocağı olarak kullanılmıştır.
SÜNNET ODASI: Saray’ın Galata’ya bakan en gösterişli cephesinde yer alan yazlık köşkün, Kanunî Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) yapıldığı düşünülmektedir. Padişahın yazlık odası olarak tasarlanmış bu saray köşkünün, Sünnet Odası olarak anılmasının sebebi, Sultan III. Ahmed’in ( 1703–1730) şehzadelerinin sünneti sırasında bu köşkün kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
İFTARİYE KAMERİYESİ :Sultan İbrahim (1640–1648) döneminde yapılmıştır. Kameriye şeklinde olan tombak köşk, çıkıntı yapan konumuyla mermerlikten ayrılmış, alttaki bahçeler ile Haliç ve Galata’ya hâkim bir konuma getirilmiştir.Ramazan aylarında padişahların burada iftar ettiği düşünülür. Bu nedenle İftariye adını almış olmalıdır. Yaz aylarına rastlayan bayram törenlerinde padişahların Enderûnluların bayram tebriklerini burada kabul ettiği ve aşağı bahçede yapılan spor gösterilerini seyrettiği kaynaklardan anlaşılmaktadır



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder